"Gerçek iç huzuru yaptıklarınızla, inandıklarınız aynı çizgide olduğunda mümkün olur." Mevlana
Öne Çıkan Yayın
Eğer...
Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybet...
İNSAN KAYNAKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İNSAN KAYNAKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2016 Cuma
29 Ağustos 2014 Cuma
ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ
Günümüz iletişim dünyasında,
bilgiye kolay erişilebilmesi ürünlerin kısa zamanda ve kolaylıkla
kopyalanmasına neden olmaktadır. Bununla da kalmayıp müşteriler, aynı ya da çok
benzer ürünü sunan onlarca alternatifi karşısında görmektedir. (Örnek olarak, bir
sokakta 4-5 tane marketi; birbirlerine yakın yerlerdeki büyük alışveriş
merkezlerini gösterebiliriz.) Seçeneğin bu kadar çok ve benzer olduğu (fiyat,
ürün çeşidi, teknoloji, ulaşılabilirlik vb.) bir ortamda müşterilerin de beklentileri
yükselmektedir. Müşterinin kalite beklentisindeki bu yükselme, müşterinin
beklentilerinin -zaten her yerde bulabildiği- somut-maddi beklentilerden; daha
sosyal ve insani beklentilere doğru çevrilmesini ifade etmektedir.
Şirketlerin ürünleri, sistemleri,
yapısı ve stratejileri kopyalanabilir, ancak güven ortamı ve çalışanların
performansı kopyalanamaz. Zira bu saydıklarımız kuruma aittir ve tektir. Çalışan
performansı ile çalışan memnuniyeti birbirine sımsıkı bağlıdır. Bu nedenle
yürütülen faaliyetlerden maksimum faydayı sağlamanın en kolay yolu çalışanların
sesine kulak vermektir.
En son araştırmalar, müşteri
memnuniyetini artırmanın ve müşteri sadakati sağlamanın en sağlıklı yolunun,
önce mutlu ve çalıştığı kuruma bağlı çalışanlardan geçtiğini gösteriyor. Artan
çalışan memnuniyeti, hemen müşteri cephesine yansıyor. Bu bilinçten hareketle
müşteri memnuniyeti ve sadakati kadar çalışan memnuniyeti ve sadakati de tüm
dünyada kurumların önemle üzerinde durdukları konuların başında geliyor.
Çalışan memnuniyeti ve sadakati, bir kurumda ilişkilerin sıcak olması,
çalışanların yeteneklerini sonuna kadar kullanabilmesi, kendilerine değer
verildiğini hissetmeleri, yaptıkları işin ödüllendirilmesi ve işi iyi
yapabilmek için gerekli araç-gereçlerin temin edilmesi gibi unsurların
olmasıyla sağlanan büyük ölçüde duygusal bir bağdır.
Çalışan memnuniyeti veya
memnuniyetsizliğine yol açan etkenler, çalışanın kişiliğine, değer yargılarına,
inançlarına, kültürel yapısına bağlı olarak değişiklik gösterir. Her çalışan
eğitimi ve alışkanlıkları doğrultusunda çalışacağı ortamın fiziksel ve sosyal
şartları için beklentiler oluşturur, yaptığı işin bu özellikleri karşılamasını
ister. Çalışandan ise beklenen bir başarı düzeyi vardır, yetenek ve özellikleri
uyarınca bu başarıya ulaşması beklenir. Bazı çalışanlar zor işleri tercih
ederler, başkalarının yapmakta zorlandığı işi başarmaktan haz duyarlar.
Yöneticisinin kendisini beğenmesini, takdir etmesini önemseyen çalışanlar
vardır. Çalışanların beklentilerini doğru düzeyde karşılayabilmek için
öncelikle beklentileri doğru tespit etmek gerekir.
İşte bu noktada çalışanlarının
beklentileri ile kurumun karşılayabileceği çalışan taleplerinin ortak bir
noktada buluşturulmasında kullanılabilecek Çalışan memnuniyeti araştırmaları
devreye girmektedir. Çalışan memnuniyeti araştırmaları ile çalışanların kurumun
uygulamaları konusundaki görüşleri alınarak beklentilerin belirlenmesi ve
kaynakların doğru alanlara aktarılması sağlanmaktadır.
Çalışan Memnuniyeti araştırmalarının
kuruma sağladığı başlıca faydalar şu şekilde sıralanabilir:
- Çalışanların motivasyon ve tatmin düzeylerinin
belirlenmesi, uygulamaların etkinliğinin ölçülmesi
- Kurum ile ilgili güçlü ve gelişmesi
gereken alanların belirlenmesi
- Çalışanların değişime olan ilgilerinin
tespit edilmesi
- Analizler sonucunda somut verilere
ulaşılması
- Çalışan önerilerinin alınması
- Kuruma ve araştırma sonuçlarına göre
en uygun faaliyet planlarının hazırlanması
![]() |
Çalışan Memnuniyeti yapılan iş,
çalışma ortamı, iletişim ve işbirliği gibi pek çok konu ile ilgili memnuniyet
anlamına gelir. Çalışan memnuniyeti araştırmalarında temel alınan en önemli
nokta ise çalışanların görüşlerini rahatça ve olduğu gibi aktarabilecekleri bir
ortamın sağlanmasıdır.
Çalışma ortamının fiziksel
şartları; iş ortamının aşırı soğuk veya aşırı sıcak olması gibi değişkenler
çalışan memnuniyetini belirli sınırlar içinde etkilemektedir. İşletmelerde çalışanlar
arasındaki iletişim ayrı bir tatmin unsurudur. İyi iletişimden kasıt,
çalışanlar arası duygu ve bilgi bütünlüğünün sağlanmasıdır. Çalışanın başarılı
bir grup içinde yer alması, hayat görüşü kendisine uygun insanlarla birlikte
çalışması memnuniyeti artırmaktadır. Çalışan, işletmenin kendisine değer
verdiğini, işini yapmak için gerekli niteliklere sahip olduğunu bilirse daha
kolay tatmin olur. İş güvencesinin varlığı, çalışan memnuniyetini arttırdığı
gibi yönetimi de kolaylaştırır.
Çalışan Memnuniyeti araştırmalarının
sonuçlarının çalışanlarla paylaşılması, şirket yönetiminin bu araştırmaların
sonuçlarını önemli bilgi kaynakları olarak ele aldıklarını göstermektedir.
Sonuç paylaşımları çalışanlara genel görüş içerisinde kendi görüşlerinin yerini
görmeleri ve beklentilerini diğer çalışanlarla karşılaştırmaları fırsatını
vermektedir. Çalışanlardan elde edilen görüşler doğrultusunda yönlendirilen
iyileştirme uygulamaları çalışanların yönetime katılımına fırsat vererek
çalışan motivasyonunu ve bağlılığını olumlu yönde etkilemektedir.
Unutulmaması gereken en önemli
unsur ise karşılıklı sevgi, saygı, sabır ve sadakatin olduğu her kuruluşun
başarıya daha çabuk ulaşacağıdır.
Aralık 2008
20 Haziran 2012 Çarşamba
Performansın Ödüllendirilmesi
Kötü sonuçlar elde
etmek istemiyorsanız, iyi yapılan işleri övmeli, yapanları da ödüllendirmelisiniz.
TAKDİR
EDİLEN, ÖDÜLLENDİRİLEN ya da pekiştirilen davranışlar tekrarlanır. Eğer birisi
iyi bir iş yapıyorsa ve siz onun iyi çalışmaya devam etmesini istiyorsanız bu
şekilde davranmak sizin yararınızadır. Oysa pek çok yönetici, “Bu işi yapmaları için onlara para ödüyorum;
iyi bir iş yaptıklarını söylememe ne gerek var ki?” diye düşünür. Bazı
yöneticiler de insanlara çalışmaları hakkında olumlu bir şeyler söylemenin
onları şımartacağını ve eskisi gibi gayret göstermeyeceklerini düşünürler.
İnsanların yaklaşık yüzde 5'i için bu doğrudur. Kalan yüzde 95 içinse, olumlu
pekiştirme daha yüksek bir standart için çaba göstermelerini, kendilerini
takdir eden kişiyi hayal kırıklığına uğratmaktan çekinmelerini sağlar.
Tembelleri ayıklayın ama yıldızlarınızı cezalandırmayın!
Aşağıda olumlu
pekiştirmenin 12 temel ilkesini bulacaksınız:
1. Olumlu
pekiştirme performansın fark edilmesinden sonra olabildiğince kısa süre
içinde yapılmalıdır. Gecikmiş
sonuçların etkisi olmaz. "İnsanların sırtını alınlarının teri
kurumadan sıvazlayın.”
2. Olumlu pekiştirme veren değil alan için
önemli olmalıdır. Takdirleriniz
karşınızdaki kişi için bir anlam ifade etmiyorsa etkili olmayacaktır. Onun için
çalışanlarınızın nelere önem verdiklerini bilin ki mesajınız hedefini bulsun.
3. Olumlu pekiştirme sözel olabileceği gibi
maddi unsurlar da içerebilir. Her
bir durumda hangisinin daha iyi olacağını bilmeniz gerekir.
4. Olumlu
pekiştirme olabildiğince spesifik olmalıdır.
"Geçtiğimiz ay iyi çalıştın" şeklinde genel bir ifade
kullanmak yerine, "Geçtiğimiz ay
demo sayını artırarak çok iyi bir iş yaptın. Sayende çok iyi bir ay
yaşadık" demek daha etkileyicidir.
5. Küçük düşünün. Olumlu pekiştirme
vermek için olağanüstü bir performans gösterilmesini beklemeyin. Çok sayıda
küçük işi iyi yapmak da üstün bir performans demektir.
6. Takdir edilen kişiler başkalarını takdir
etmeyi bilir. Olumlu
pekiştirme davranışı bulaşıcıdır. Siz bir lider olarak çalışanlarınıza örnek
olursanız, iş arkadaşlarının zincirleme birbirlerinin sırtını sıvazlamalarını
sağlayabilirsiniz.
7. Olumlu pekiştirme içten olmalıdır. Bir insanı hak etmediği
şekilde övmeyin. Bunu yaparsanız hem davranışınızın etkisi ucuzlar hem de
karşınızdaki insan kendisini her konuda haklı görmeye başlayabilir.
8. Küçük ölçekli ilerlemeleri de ödüllendirin. Doğru yöndeki ilerlemeleri
fark edin. Bu, başarısızlığı takdir etmek değildir. Eskisine göre gerçekten
daha iyi olan performansı ödüllendirmektir.
9. Çalışanlarınızla birlikte siperlerde daha
fazla zaman geçirin. Ofisinizden
çıkmazsanız çalışanlarınızı gerektiği gibi takdir etmekte zorlanırsınız.
10. İyi performansı takdir etmediğiniz
zaman insanların şevkini istemeden kıracağınızı bilin. Bu durumda insanlar yaptıklarının önemli olmadığını ya da beğenilmediğini
düşünürler.
11. Ödemeleri zamanında yapın. Prim ya da ödülleri anında
vermek; komisyon çeklerini hemen vermek; puanları derhal güncellemek olumlu pekiştirme biçimleridir. Bunlar çalışanların bir sonraki başarı için
hazırlanmaya başlamalarını sağlar.
12. Olumlu pekiştirmenin en iyi biçimi kişisel
olandır. Ancak
eğer buna olanak yoksa telefonla, elektronik postayla kişiyi kutlamak; hiçbir
şey yapmamaktan daha iyidir.
Dave Anderson
18 Haziran 2012 Pazartesi
HİÇBİRİMİZ HEPİMİZ KADAR AKILLI DEĞİLİZ!
Gelişim hızı her geçen gün artan
günümüz koşullarında, kuruluşlar nerede olduklarını, nereye nasıl varmak
istediklerini saptayıp, geleceği belirlemek zorundadır. Kuruluş planlaması, yeniliklerin uygulanması
için güçlü bir araçtır ve organizasyonlar artık bu gücün farkına vararak güçlü
bir planlama fonksiyonuna sahip olmaları gereğine inanmaktadırlar. Planlama
sadece gelecekteki olayların tahmini ve buna göre nasıl hareket edileceğini
şimdiden düşünmek demek değildir. Sistemli bir biçimde bugünden alınan
kararlarla amaçlanan geleceğe varma çabasıdır.
Planlama, kuruluşa akla uygun ve
geçerli bir amaç, dolayısıyla bu amaç etrafında çabaların yoğunlaştırılmasını
ve yönetilmesini sağlar. Planlama sürecinde tüm çalışanlar plan hazırlanması ve
yürütülmesine katkıda bulunur ve bireysel çalışmalarını plan perspektifi içinde
değerlendirerek, kuruluş amaç ve hedefleri ile özdeşleştirirler. Plan
çalışmalarının bu niteliği, çeşitli düzeylerde yürütülen çalışmalar arasında
koordinasyon sağladığı gibi, bilinç ortamıyla da bireyleri yönetime katarak,
kuruluşa büyük bir güç kazandırır.
Liderlerin zaman yönetimi ile
ilgili çok bilinen bir gerçek vardır: “Planlama yapmak ve birlikte çalıştığınız
insanlarla doğrudan ilgilenmek için zamanınızın yüzde 10’nunu ayıramıyorsanız,
ürettikleri problemleri çözmek için giderek daha çok zaman ayırmak zorunda
kalırsınız.”
Planlama önemlidir, çünkü bir
işletmede ne kadar az sorun varsa, o kadar iyi planlama yapılmış demektir. Her
insanın günlük yaşantısında karşılaştığı çeşitli problemler vardır. Üstelik
gerçek hayatta karşılaştığımız problemler, öğrenim hayatımız boyunca bize
öğretilen, tek bir doğru cevaba odaklanmış, iyi ifade edilmiş, tecrübelerden
uzak problemlere hiç benzemez. Gerçek hayattaki problemlerin her zaman tek ve
doğru cevabı yoktur.
Problemleri çözmek için
“düşünmek” temel koşuldur. Oysa problem çözme sürecimizin çoğu bilinçsiz bir
şekilde gelişir. Problemlerle her an karşı karşıya olduğumuzdan onlar üzerinde
uzun uzun düşünmeye onları analiz etmeye gerek duymayız. Genelde sürekli
karşılaştırdığımız problemler için basit çözümler geliştiririz. Bazen
bulduğumuz çözümler problemi sona erdirmek bir yana yeni problemlere zemin
hazırlar. Neyi, neden yaptığımıza, nasıl
yaptığımıza dikkat etmeden adeta otomatik davranışlarla hareket ederiz ve
hareketlerimizi de çoğu zaman sorgulamayız. Bunun sonucunda problemlerimizi az
çok halledecek yüzlerce alışkanlık geliştiririz ve onlarla yetinmeye çalışırız.
Yeterince özen gösterip
çalıştığımızda ortaya çıkan çözümlerin yanında bu saydıklarımız etkisiz ve
zayıf bir takım alışkanlıklar olarak kalmaktadırlar. Önemli olan çözümün doğru
ya da yanlış olması değil, problem için uygun olup olmamasıdır. Bu ise tek başına
başarılamaz. Problemin çözülebilmesi için ortamın ve ekibin uygunluğu önem
taşıyor.
Başarı artık yalnızca bireysel
özelliklere değil, aynı zamanda çalışma arkadaşlarının özelliklerine, uyumuna
bağlı. Kuruluşun bütün aşamalarında önemli rol üstlenecek ekibin, amaca uygun
bir yapıda olması, yapılacak çalışmaların başarısı için kritik bir öneme
sahiptir.
Ekip üyeleri;
- Birbirine güvenmeli ve
birlikte çalışmanın gücüne inanmalı
- Ortak bir amaca inanmalı ve
bu amacı gerçekleştirme yolunda istekli olmalı
- Takım çalışması için konuyla
ilgili ve yetkin kişileri bir araya getirmeli ve ortak aklı kullanmalı
- Çözüm odaklı ve aktif
katılımcı olmalı
- Diğer ekip üyelerinin
fikirlerine karşı yapıcı bir yaklaşım içinde olmalı
- Problemi tüm yönleriyle
teşhis edip ona odaklanmalı
- Haklı çıkmak değil, doğruyu
bulmak için gayret göstermeli
- Geçici çözümlerle günü
kurtarmak için değil, sorunun özüne inerek kalıcı çözümler bulmaya çalışmalıdır.
Hiçbir yöntem sorunları bizim
yerimize çözemez. Herkes kendi karar ve faaliyetlerinin sorumluluğunu taşımak
zorundadır. Karşılaştığınız sorunu sadece eleştirirseniz sorun iki katına
çıkar. Sadece sorunu düşünmekle yetinirseniz sorun yerinde sayar. Soruna çözüm
bulursanız sorun, sorun olmaktan çıkar.
Unutmayalım ki, hiçbirimiz
hepimiz kadar akıllı değiliz!
Eylül 2008
Eylül 2008
20 Haziran 2011 Pazartesi
You Can Prevent Silo Thinking
If you do your job well, and everyone else does their jobs well, everyone succeeds, right? Wrong. In fact, in any organization, it's not only important that everyone do what they are supposed to — everyone also needs to work together. Don't let a silo mentality take over your company. Recognize that you are all responsible for each other's work and if there is a problem anywhere in the organization, everyone fails. Refuse to allow people to go to their separate corners. Encourage people to meet regularly to share what they are learning. Have the courage to call out when one part of the organization is struggling and find a way to fix it together.
Peter Bregman
10 Temmuz 2010 Cumartesi
“BİZ KÜLTÜRÜ”
Aralık 2007
Bir işletmede verimliliğin en üst düzeyde işe yansımasıyla ortaya çıkacak olan sinerji, motivasyonla doğrudan ilişkilidir. Gelişmeler organizasyonları bir makineye benzetmenin yanılgı olduğunu ortaya koymaktadır. Organizasyonların bir makineye benzetilmesi, insan varlığı ile ilgili temel gerçeklerin inkar edilmesi anlamına gelmekteydi. 10 yıl kadar önce öğrenen organizasyonlardan söz edilmeye başlanınca, işletmelerin değerlerle yönetimine yolculuk başlamış oldu. Güven, dürüstlük, özü sözü bir olmak ve paylaşmak önem kazandı. Bu değerleri hesaba katan ve işleyişinde bu değerlere yer veren bir şirketi artık 'makine' olarak tanımlamak mümkün olamazdı.
Yönetim alanında karşımıza çıkan kuruma bağlılık ve ekibe verilen değer üzerine çok etkili olduğunu düşündüğüm örneklerden yola çıkarak bahsetmek istiyorum.
Bir kurumun çeşitli kademeden çalışanları, açık havada takım çalışması ile ilgili eğitim alırlar. Sıra sınava gelir ve eğitimci istenilenleri sıralar:
“Derenin bu kıyısından karşı kıyaya yarım saat içinde geçmeniz istenmektedir. Siz toplam 30 kişisiniz. Elimde karşıdan karşıya geçerken size verilecek halatlar, dubalar, sal tahtası, kürek vb. var. Şimdi kura ile sizleri üç gruba ayıracağız.”der.
Tüm gruplar kura ile belirlenir ve her grupta üstler ve astlar da yer alır. A grubuna 5x5 m. sal tahtası, 5 duba, 3 top halat ve 10 kürek verilir. B grubuna 5x5 m. sal tahtası, 3 duba, 1 top halat ve 5 kürek verilir. C grubuna ise bir balta verilerek “bu alanın özellikle seçildiği, en fazla kuru ağacın burada olduğu, dalların kesilerek sal yapılabileceği” söylenir.
A ve B grubuna düşenler kendilerini şanslı hisseder. C grubunun bir kısmı üstelik yüzme bilmemektedir ve gözlük kullananlardan oluşmaktadır.
A grubu ellerindeki malzemelerden sal yaparak, şarkılar türküler söyleyerek ve bu eğitimi kim düşündüyse iyi yapmış söylemleri ile 29 dakikada karşıya geçmeye başarırlar.
B grubu iki saatte birtakım güçlüklerle mücadele ederek karşıdan karşıya geçer. C grubu ise dört saate derenin karşı kıyısına, ama hedefe değil, geçer. A grubunu eğlendiren bir husus da derenin karşı kıyısına geçtikten sonra B ve C gruplarının karşıdan karşıya geçme mücadelelerine gülmektir.
Eğitici sorar "kim kazandı?". A grubu “biz kazandık” derken, B grubu “biz de kazandık” der.
Eğitici itirazlara rağmen devam eder. "Bu oyunda kimse kazanamadı.” A ve B grupları itirazlarını devam ettirir. Bu sırada C grubu da "Biz de olanaksızlıklara rağmen karşıya geçmeyi başardık” der.
Eğitimci devam eder “Ne zaman kazanırdınız?”
A grubu sahip olduğu araç - gereci B grubunun araç gereci ile birleştirseydi ya da karşıdan karşıya geçtikten sonra, ellerinden sınırlı olanakları olan B grubunu taşısaydı, A ve B grupları gelip C grubuna yardım etseydi...”
Daha önceleri de defalarca vurguladığımız gibi, kişisel başarı duygusunu, takım başarısına dönüştürmek gerçek başarıyı getirecektir.
Basketbolla yakından ilgilenenler hatırlayacaklardır. Bill Russell tüm zamanların en başarılı basketbol oyuncularından biri. 1956 yılında katıldığı takımı Boston Celtics ile 13 sezonda 11 şampiyonluk kazanmış bir efsane. Basketbol tarihinde bir ilki gerçekleştirerek, hem oyuncu hem koçluk görevini yerine getiren ilk oyuncu olmuş. 1980 yılında NBA tarihinin en büyük oyuncusu seçilmiş…
Russell, kendilerinden ekiplerini başarıya ulaştırmasını isteyen güçlü bir ekip ruhuna sahip olduklarını vurguluyor.
“Hayatım hiçbir zaman kişisel istatistiklerden oluşmadı, önemsediğim tek şey takımın kazandığı şampiyonluklardı.
Takımın en etkili oyuncusuydum. Ancak o kadar ekip odaklıydım ki, kendimi kanıtlamak için çaba göstermem gerekmiyordu. Hepimizin birbirine ihtiyacı vardı ve her zaman birbirimize güvendik, çünkü ekip olarak beraberliğimizin gücünü oluşturmaya elbirliğiyle emek vermiştik. Yapabileceğimiz en büyük katkının, ekibin başarısını güvence altına almak olduğunun farkındaydık.
Hepimiz muhteşem oyunculardık. Yalnızca bireysel becerilerimiz nedeniyle değil, birbirimizi iyi tamamladığımız için takımdaydık. Bunun farkındaydık. Kazanmak için kendi rolümüzü iyi oynamamız gerektiğini bilirdik. Örneğin, Cousy’nin rakibe göz açtırmamakta üzerine yoktu, ancak topu en iyi sayı atan Jones’a geçirmekte bir an tereddüt etmezdi.
Koçumuz Red Auerbach sahaya çıkıp oynayanların biz olduğumuzu her zaman hissettirirdi. Red, her oyuncuyu yakından tanır, onlara saygı gösterir ve takımı bir bütün olarak görürdü.”
Yeni Gelene Kucak Açmak
“ Takıma katıldığımda işim zordu. En büyük desteği, kısa bir süre sonra kendi yerini alacağımı bilen, kıdemli oyun kurucu Arnie’den aldım. Ekibe yeni katılan bir oyuncuyu geliştirmek için olağanüstü çaba harcadı. O yalnızca takımı için en iyisi olduğunu bildiği şeyi yapıyordu.”
“ Oyuncusunu Dinleyen Lider, Başarı Kimin Başarısı?”
“Bir ekip olarak kazanmamızın gücü, yalnızca rakiplerden daha iyi oynamamıza değil, onlardan daha iyi düşünmemize, kendi güçlü yanlarımızı ve sınırlarımızı bilmemize, tüm ekip üyelerinin kendisinden beklenen rolü anlamasına bağlıydı. Şunu anladık ki; hiçbir iyi şey tesadüfen gerçekleşmez. Ekibini ve kendini iyi tanıyan ekip üyeleri, doğru zamanda, doğru yerde, doğru adama sahip olmayı başarabilirler.”
Özetleyelim…
Ekip ruhu nasıl oluşur?
Sorumluluk duygusunun, bir kurumu kurum, bir aileyi aile, bir bireyi birey yapan en önemli kavramlardan biri olduğunu unutmayarak.
* Vizyonumuzda açık ve net olarak.
* Başarıyı bireysel performans olarak görmeyerek, ekip başarısından doyum almayı sağlayarak.
* Süreçlere katılarak.
* Ekibin nereye gittiğini, oraya nasıl gittiğini anlayarak.
* Kararları paylaşmanın ekip ruhunu yapılandırmada temel adım olduğunu unutmayarak.
* En önemli ekip özelliğinin bencil olmamak, kendinden önce başkalarını düşünmek olduğunu unutmayarak.
* İçten ve samimi olarak. –mış gibi yapmayarak.
* İletişimde dingin, barışık, dürüst, adil, tutarlı, güvenilir, inandırıcı olarak.
* Paylaşarak ve yardımlaşarak.
* Tabii ki, son noktada bu kavramlara fayda ve zarar açısından, sınırlar bilinci ile bakmak gerekir. Örneğin; müşteri odaklılık, kalite odaklılık stratejisini gerçekleştirmek için tüm departmanlar, tüm süreçler hedeflerini gerçekleştirirse, bunun kime faydası var? Tüm kuruma! Aksi durumda bunun kime zararı var? Yine tüm kuruma, yani BİZE…
Kaynaklar
http://www.nba.com/history/players/russell_bio.html
http://www.amanet.org/LeadersEdge
Russell,B.,Hillburg,A.,Falkner,D.(2002).Russell Rules, New American Library
Bir işletmede verimliliğin en üst düzeyde işe yansımasıyla ortaya çıkacak olan sinerji, motivasyonla doğrudan ilişkilidir. Gelişmeler organizasyonları bir makineye benzetmenin yanılgı olduğunu ortaya koymaktadır. Organizasyonların bir makineye benzetilmesi, insan varlığı ile ilgili temel gerçeklerin inkar edilmesi anlamına gelmekteydi. 10 yıl kadar önce öğrenen organizasyonlardan söz edilmeye başlanınca, işletmelerin değerlerle yönetimine yolculuk başlamış oldu. Güven, dürüstlük, özü sözü bir olmak ve paylaşmak önem kazandı. Bu değerleri hesaba katan ve işleyişinde bu değerlere yer veren bir şirketi artık 'makine' olarak tanımlamak mümkün olamazdı.
Yönetim alanında karşımıza çıkan kuruma bağlılık ve ekibe verilen değer üzerine çok etkili olduğunu düşündüğüm örneklerden yola çıkarak bahsetmek istiyorum.
Bir kurumun çeşitli kademeden çalışanları, açık havada takım çalışması ile ilgili eğitim alırlar. Sıra sınava gelir ve eğitimci istenilenleri sıralar:
“Derenin bu kıyısından karşı kıyaya yarım saat içinde geçmeniz istenmektedir. Siz toplam 30 kişisiniz. Elimde karşıdan karşıya geçerken size verilecek halatlar, dubalar, sal tahtası, kürek vb. var. Şimdi kura ile sizleri üç gruba ayıracağız.”der.
Tüm gruplar kura ile belirlenir ve her grupta üstler ve astlar da yer alır. A grubuna 5x5 m. sal tahtası, 5 duba, 3 top halat ve 10 kürek verilir. B grubuna 5x5 m. sal tahtası, 3 duba, 1 top halat ve 5 kürek verilir. C grubuna ise bir balta verilerek “bu alanın özellikle seçildiği, en fazla kuru ağacın burada olduğu, dalların kesilerek sal yapılabileceği” söylenir.
A ve B grubuna düşenler kendilerini şanslı hisseder. C grubunun bir kısmı üstelik yüzme bilmemektedir ve gözlük kullananlardan oluşmaktadır.
A grubu ellerindeki malzemelerden sal yaparak, şarkılar türküler söyleyerek ve bu eğitimi kim düşündüyse iyi yapmış söylemleri ile 29 dakikada karşıya geçmeye başarırlar.
B grubu iki saatte birtakım güçlüklerle mücadele ederek karşıdan karşıya geçer. C grubu ise dört saate derenin karşı kıyısına, ama hedefe değil, geçer. A grubunu eğlendiren bir husus da derenin karşı kıyısına geçtikten sonra B ve C gruplarının karşıdan karşıya geçme mücadelelerine gülmektir.
Eğitici sorar "kim kazandı?". A grubu “biz kazandık” derken, B grubu “biz de kazandık” der.
Eğitici itirazlara rağmen devam eder. "Bu oyunda kimse kazanamadı.” A ve B grupları itirazlarını devam ettirir. Bu sırada C grubu da "Biz de olanaksızlıklara rağmen karşıya geçmeyi başardık” der.
Eğitimci devam eder “Ne zaman kazanırdınız?”
A grubu sahip olduğu araç - gereci B grubunun araç gereci ile birleştirseydi ya da karşıdan karşıya geçtikten sonra, ellerinden sınırlı olanakları olan B grubunu taşısaydı, A ve B grupları gelip C grubuna yardım etseydi...”
Daha önceleri de defalarca vurguladığımız gibi, kişisel başarı duygusunu, takım başarısına dönüştürmek gerçek başarıyı getirecektir.
Basketbolla yakından ilgilenenler hatırlayacaklardır. Bill Russell tüm zamanların en başarılı basketbol oyuncularından biri. 1956 yılında katıldığı takımı Boston Celtics ile 13 sezonda 11 şampiyonluk kazanmış bir efsane. Basketbol tarihinde bir ilki gerçekleştirerek, hem oyuncu hem koçluk görevini yerine getiren ilk oyuncu olmuş. 1980 yılında NBA tarihinin en büyük oyuncusu seçilmiş…
Russell, kendilerinden ekiplerini başarıya ulaştırmasını isteyen güçlü bir ekip ruhuna sahip olduklarını vurguluyor.
“Hayatım hiçbir zaman kişisel istatistiklerden oluşmadı, önemsediğim tek şey takımın kazandığı şampiyonluklardı.
Takımın en etkili oyuncusuydum. Ancak o kadar ekip odaklıydım ki, kendimi kanıtlamak için çaba göstermem gerekmiyordu. Hepimizin birbirine ihtiyacı vardı ve her zaman birbirimize güvendik, çünkü ekip olarak beraberliğimizin gücünü oluşturmaya elbirliğiyle emek vermiştik. Yapabileceğimiz en büyük katkının, ekibin başarısını güvence altına almak olduğunun farkındaydık.
Hepimiz muhteşem oyunculardık. Yalnızca bireysel becerilerimiz nedeniyle değil, birbirimizi iyi tamamladığımız için takımdaydık. Bunun farkındaydık. Kazanmak için kendi rolümüzü iyi oynamamız gerektiğini bilirdik. Örneğin, Cousy’nin rakibe göz açtırmamakta üzerine yoktu, ancak topu en iyi sayı atan Jones’a geçirmekte bir an tereddüt etmezdi.
Koçumuz Red Auerbach sahaya çıkıp oynayanların biz olduğumuzu her zaman hissettirirdi. Red, her oyuncuyu yakından tanır, onlara saygı gösterir ve takımı bir bütün olarak görürdü.”
Yeni Gelene Kucak Açmak
“ Takıma katıldığımda işim zordu. En büyük desteği, kısa bir süre sonra kendi yerini alacağımı bilen, kıdemli oyun kurucu Arnie’den aldım. Ekibe yeni katılan bir oyuncuyu geliştirmek için olağanüstü çaba harcadı. O yalnızca takımı için en iyisi olduğunu bildiği şeyi yapıyordu.”
“ Oyuncusunu Dinleyen Lider, Başarı Kimin Başarısı?”
“Bir ekip olarak kazanmamızın gücü, yalnızca rakiplerden daha iyi oynamamıza değil, onlardan daha iyi düşünmemize, kendi güçlü yanlarımızı ve sınırlarımızı bilmemize, tüm ekip üyelerinin kendisinden beklenen rolü anlamasına bağlıydı. Şunu anladık ki; hiçbir iyi şey tesadüfen gerçekleşmez. Ekibini ve kendini iyi tanıyan ekip üyeleri, doğru zamanda, doğru yerde, doğru adama sahip olmayı başarabilirler.”
Özetleyelim…
Ekip ruhu nasıl oluşur?
Sorumluluk duygusunun, bir kurumu kurum, bir aileyi aile, bir bireyi birey yapan en önemli kavramlardan biri olduğunu unutmayarak.
* Vizyonumuzda açık ve net olarak.
* Başarıyı bireysel performans olarak görmeyerek, ekip başarısından doyum almayı sağlayarak.
* Süreçlere katılarak.
* Ekibin nereye gittiğini, oraya nasıl gittiğini anlayarak.
* Kararları paylaşmanın ekip ruhunu yapılandırmada temel adım olduğunu unutmayarak.
* En önemli ekip özelliğinin bencil olmamak, kendinden önce başkalarını düşünmek olduğunu unutmayarak.
* İçten ve samimi olarak. –mış gibi yapmayarak.
* İletişimde dingin, barışık, dürüst, adil, tutarlı, güvenilir, inandırıcı olarak.
* Paylaşarak ve yardımlaşarak.
* Tabii ki, son noktada bu kavramlara fayda ve zarar açısından, sınırlar bilinci ile bakmak gerekir. Örneğin; müşteri odaklılık, kalite odaklılık stratejisini gerçekleştirmek için tüm departmanlar, tüm süreçler hedeflerini gerçekleştirirse, bunun kime faydası var? Tüm kuruma! Aksi durumda bunun kime zararı var? Yine tüm kuruma, yani BİZE…
Kaynaklar
http://www.nba.com/history/players/russell_bio.html
http://www.amanet.org/LeadersEdge
Russell,B.,Hillburg,A.,Falkner,D.(2002).Russell Rules, New American Library
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Şubat 2008 İletişim; yaradılıştan bu yana olanca karmaşıklığıyla sürüp giden, formüle edilemeyen, iç içe geçmiş ve dinamik bir olgu. İnsan...
-
Tertemiz bir deniz, kuş sesleri, dinginlik, samimiyet, kısacası huzurun adresi Selimiye.. Tuhaf bir şekilde, görür görmez bizi k...
-
Sektör, büyüklük, yapı veya olgunluk düzeyinden bağımsız olarak her kuruluşun başarılı olabilmesi için uygun bir yönetim sistemi kurması ger...



