"Gerçek iç huzuru yaptıklarınızla, inandıklarınız aynı çizgide olduğunda mümkün olur." Mevlana
Öne Çıkan Yayın
Eğer...
Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybet...
LİDERLİK-YÖNETİM VE ORGANİZASYON etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LİDERLİK-YÖNETİM VE ORGANİZASYON etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Eylül 2016 Perşembe
5 Eylül 2016 Pazartesi
ETKİN ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN PLANLAMANIN ÖNEMİ
Zaman yönetimi eğitimlerine, genellikle aynı soru ile başlanır: Kaçınızın yapacaklarınızın tamamı için yeterli zamanı var? Çoğunlukla, kimse el kaldırmaz. Genellikle yeterince zamanımız yoktur ve işlerimizi yetiştiremeyiz. Bunun anlamı, her güne yapacaklarımızın tamamını bitiremeyeceğimizi düşünerek başladığımızdır. Aslında, hepimizin sahip olduğu zaman aynıdır. Ancak bu, pek azımız için yeterlidir.
Oysa zaman demokratiktir. Zaman hepimizin sahip olduğu ve tamamıyla eşit olarak sahip olduğu en değerli varlıktır. Trilyoner olan da, ekmek parasını zor çıkaran da, bir gün içinde 24, haftada 168, yılda 8.760 saate sahiptir. Zamanı satın veya ödünç alamazsınız, başkalarından isteyemezsiniz. Zamanın yerine hiçbir şey konulamadığı gibi, bir kez israf edildi mi yeniden kazanılamaz.
Zamanımızı nasıl harcayacağımız
ise stratejik bir karardır. Etkin olabilmesi için etkin bir biçimde
kullanılması gerekir. Başa dönecek olursak, tüm işlerimizi tamamlamak için
gerçekten yeterli zamanımız yok mu? Burada sorun gerçekten zamanın yetmemesi
mi?
Kişisel zaman yönetiminin
olmadığı hallerde işleri yetiştirmek için son dakika koşturmaları, aynı saate
konulan çifte randevular, üretkenlikten uzak geçirilen günler ve aniden patlak
veren krizler sıkça görülür. Böyle bir ortamda da stres ve performans düşüklüğü
kaçınılmazdır. Aslında sorun hedeflerimizin belirsiz olması, önceliklerimizin
iyi sıralanamamasından başka bir şey değildir.
Zira planlayabileceğimiz şey zaman değil sadece ve sadece kendimizizdir.
Zamanı yönetmek için;
1.Adım:
Hedefleri belirleyip, önceliklendirin.
Edinebileceğimiz en önemli zaman
yönetimi becerilerinden biri öncelikleri bilmek ve bunları sıralayabilmektir.
Olayın özünde basit bir bakış açısı değişikliği yatar: İş yapıyor olma üzerine
değil, sonuç üzerine yoğunlaşmak.
2.Adım:
Bir plan hazırlayın.
İşinize başlamadan önce, boş bir
kağıt parçası alın ve gününüzü başarılı kılacak neler yapacağınıza karar verin
ve onları yazın. Daha sonra önceliklendirmenize uygun olarak takviminize
yerleştirin.
Zamanımızı para gibi düşünüp
bütçesini çıkarabiliriz. Herhangi bir konu üzerinde bir saat harcamayı
planlayabiliriz. Ancak bu noktada para ile zaman arasında büyük fark vardır.
Cüzdanınızdaki parayı harcarken içinden şu 5 lirayı mı çıkarayım yoksa bu 5
lirayı mı diye düşünmeyiz. Hepsi aynıdır. Fakat iki farklı saat hiçbir şekilde
aynı değildir. Bazı işleri belli bir saatte yapmak mümkünken diğer saatlerde
mümkün değildir. O yüzden, bir şey yapacaksanız, onu yapmayı seçtiğiniz zaman
önemlidir. Bunu yapmak için en iyi zaman ne? diye sorup işleri ona göre
planlamak gerekir. En zor ve en önemli işlerinizi günün başına yerleştirin ve
önem derecesine göre sıralayın.
3.Adım:
Gözden Geçirin ve Yeniden Odaklanın
Gün içinde her saatte 1
dakikanızı yeniden odaklanmaya ayırın. O bir dakika içinde kendi kendinize son
saatinizin etkin olup olmadığını ve gelecek saatinizi nasıl geçireceğinizi sorun.
Gününüzü saat saat bu şekilde yönetin, saatlerin sizi yönetmesine izin
vermeyin.
Gün sonunda gününüzü gözden
geçirin. Neler yaptınız? Nelere odaklandınız? Hangi noktalarda zorlandınız?
Yarınınızı daha üretken ve verimli kılacak neler öğrendiniz? Ve günün sonunda
en yüksek önceliğiniz nedir?
4.Adım:
Zaman Tuzaklarınızı Bulun ve Yok Edin.
Zaman kaybettiren işlerin, diğer
bir ifadeyle zaman tuzaklarının belirlenmesi etkin zaman yönetimi açısından
büyük önem taşımaktadır. Belli başlı zaman tuzakları aşağıdaki gibi
sıralanabilir:
Plansızlık: Yeterince zamanınız olmadığı ya da
özgürlüğünüzün kısıtlanacağı düşüncesiyle bu çok önemli faaliyeti ihmal etmeyin.
Önce işi analiz edip nasıl yapılacağını tasarlayarak, uygulamaya alın.
Basit hatalar: Bir işi doğru dürüst yapmaya
vakit bulamazsanız, tekrar tekrar yapmaya vakit bulursunuz. Üstlendiğiniz işi
bir kerede, gerektiği gibi yapmaya dikkat edin.
Ertelemek: İsteyerek veya farkında olmadan
bazı işleri tamamlamanın sürekli ertelenmesi. Öncelikli bir işi, daha az
önceliği olan bir diğeri ile değiştirmeyin.
Gruplandırmama: Bir işten diğerine geçerken
harcanan zaman kayıplarını gözden kaçırmayın. Benzer işleri gruplandırarak bir
arada yapmaya çalışın.
Yetki Vermemek: Yetki devri ile yöneticilerin
belirli işleri başkalarına vererek önemli işlere daha fazla ve kaliteli zaman
ayırmaları mümkün olabilmektedir. Yetki devri daha çabuk harekete geçme, hızlı
ve daha iyi kararların alınmasını sağlar.
Hayır Diyememek: Etkin zaman yönetimi konusunda
en etkili yöntemlerden birisi gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmektir. İşe yaramayan
görüşmelere ‘hayır’ diyemeyen ve başkalarının ricalarıyla kendi işlerinin
dışındaki işleri yapanlar, kendi işlerini yapmak için yeterli zamanı
bulamayacaklardır.
Dağınıklık/Düzensizlik: Karışıklık ve düzensizlik
bireyin iş üzerindeki kontrolünü kaybetmesine, verimliliğinin azalmasına,
dikkatinin dağılmasına, yorgunluğa, strese ve dolayısıyla zaman kaybına neden
olmaktadır.
Telefon/e-posta: Telefon ve e-postalar doğru
kullanıldığında zaman tasarrufu için önemli bir araç olmakla birlikte
bazılarımız için başta gelen zaman kaybıdır. Telefonda konuşurken sözü fazla
uzatmadan sadede gelmeye ve lafı toparlamaya çalışın.
Takım Çalışması/İletişim
Eksikliği:
Çalışanlar arasında işbirliğinin zayıflığı, çeşitli gruplaşmalar ve
çatışmaların varlığı ve işte yoğunlaşmayı sağlayamamaları, geç karar alınması
ya da kararsızlık, etkin bir iletişim sisteminin oluşturulamaması da zaman
tuzaklarından biridir.
İletişim ve talimat yetersizliği
yanında geribildirim olmaması:
Yapılan işin etkisini görmek anlamında kullanılan geribildirimin olmaması
birçok işi gereksiz yere tekrarlamamıza yol açar. Örneğin, asansörde gideceğiniz
katın düğmesine basınca ışık yanıyorsa, bir daha o düğmeye basma gereği
duymazsınız. Oysa bu ışık tertibatının olmadığı asansörlerde insanların aynı
düğmeye acaba algılamadı mı diye defalarca bastıkları tespit edilmiştir. Bu
günlük hayatta da böyledir. Yapılacak işe ait talimatların anlaşılıp
anlaşılmadığına ya da tamamlanıp tamamlanmadığına yönelik basit geribildirimler
önemlidir.
Zamanınızı yönetmek için
zamanınız yoksa kendinize sorun: Neden yok? Unutmayın, gittiğimiz yön, gidiş
hızımızdan daha önemlidir. Sabah evden çıktığımızda farkında olsak da olmasak
da nereye gideceğimizle ilgili bir hedefimiz vardır ve bu hedef doğrultusunda
hareket ederiz. Bu nedenle; üşenmeyin, ertelemeyin, vazgeçmeyin!
2 Eylül 2016 Cuma
23 Haziran 2016 Perşembe
TAM ZAMANINDA!
Üretim sistemleri son dönemlerde önemli
ölçüde değişiklik göstermektedir. Bu değişikliğin başlangıcı tartışmasız olarak
Toyota'nın 1960'larda kendi içinde başlattığı ve geliştirdiği Tam Zamanında
Üretim Sistemi idi. Bu anlayış ile gelişen çekme mantığının faydaları, stoksuz
üretim ile oluşan müşteriye kulak verme ihtiyacı, verimlilik artışı ve
dolayısıyla mali kazanç bu sistemin daha da geliştirilmesini sağladı.
Tam zamanında üretim, üretim için
gerekli malzemelerin, gerekli miktarda, zamanında temin edilmesi ve tam ihtiyaç
duyulduğu zamanda, kalitede, miktarda üretilmesi ve müşteriye teslim edilmesidir.
Tam zamanında üretimin temel taşları; yalın üretim, sıfır stok, sıfır hata ve
yalın yönetim anlayışının benimsenmesidir.
Yönetimin yalın olması,
"gerçekten gereksinme olmayan her şeyden kurtulmak" anlamındadır.
Bunlar, üretimle ilgili gereksiz işlemler olabileceği gibi, organizasyon
modelinde gerçekten ihtiyaç duyulmayan verimsiz görevlerden ve bunların
maliyetinden de kurtulmaktır. İşletmelerin daha az sürede, daha az enerjiyle,
daha verimli bir insan gücü ile üretim yapmalarını sağlamaktır. Bu şekilde;
gecikme, bürokrasi, israf ve iletişim hataları gibi sorunlar da ortadan
kalkacaktır.
Bir üretim sisteminde
biriktir-beklet anlayışı, stok dağları arasında atölyeden çok depoyu andıran
bir fabrika düzeni, karmaşık bir ürün akışı, yüksek taşıma süreleri, çok uzun sipariş teslimleri dolayısıyla
yüksek maliyetler ve memnun olmayan müşteriler yaratır.
Bir üretim sisteminde 7 israf
çeşidinden bahsedebiliriz:
- Katma değeri olmayan
faaliyetler
- Gereksiz ya da uygun olmayan
çalışma süreçleri
- Gereksiz hareketler
- Beklemeler
- Hatalı ürün/ fire
- Üretim fazlası
- Stok fazlası
İsrafın kaynaklarına ise şu
örnekleri verebiliriz: Plansız yerleşim, uzun hazırlık süreleri, yetersiz
prosesler, zayıf bakım, yetersiz çalışma metotları, eğitim eksikliği,
motivasyon eksikliği, yöneticilerin ilgisizliği, etkisiz üretim planlama ve
uygulama, tedarikçiye duyulan güvensizlik…
Yalın düşünce, israfa karşı
alınmış önlemler bütününü içerir. İsraf, hiçbir değer yaratmadan kaynakları
tüketen faaliyetlerdir. Yalın düşünce, israfa yol açan yanlış uygulamaları,
işlem ve işlevleri ortadan kaldırmak ve bunlara karşı önlemler almak üzere
ortaya atılan bir düşünce biçimidir.
7 İsrafa Karşı 6 Sıfır
1-
Sıfır stok (sıfır ürün fazlası)
2-
Sıfır hata
3-
Sıfır çelişki
4-Üretimde
sıfır ölü zaman
5-Müşteri
için sıfır bekleme süresi
6-Sıfır
Kağıt (sıfır bürokrasi ve sıfır gereksiz iletişim)
Teslimat sürelerinin sürekli
kısaldığı, maliyetlerin azaldığı, müşteri odaklı üretimin yapıldığı bir rekabet
ortamında verimlilik ve etkinlik işletmelerin varlığını sürdürmelerinin en
temel şartı olmuştur. Maliyetleri azaltmak, kaliteyi geliştirmek, müşteri
memnuniyetini artırmak, stokları azaltmak ve esnekliği arttırmak tam zamanında
üretim yönetim sisteminin temel amacı ve yaklaşım biçimidir.
Tam
zamanında üretim yaklaşımının hakim olduğu işletmelerde her birim tek bir
merkez gibi yönetildiğinden, çalışanların tek düşüncesi ve amacı en etkin, en
verimli/optimum şekilde çalışmak ve şirket hedeflerine ulaşılmasını sağlamak
olur. Bu yaklaşımın yayılımının fazlalılığı, işletme içindeki işbirliğinin ve
takım ruhunun gelişmesine fırsat sağlayacaktır.
Sürekli iyileştirmelerin
temelinde; gerçekleştirilen sürekli, küçük iyileştirmeler vardır ve iyileştirme
olanaklarının araştırılması herkesin, özellikle de o işi yapanların görevidir.
Sistem düşüncesi olmadan vizyon
gelecek üzerine sevimli resimler çizmekle kalır. Gerçek sistem
düşüncesinin özü, bir zihniyet değişikliğinde yatmaktadır. Kendimizi
organizasyondan ayrı olarak görmekten organizasyon ile bağlantılı olarak
görmeye, problemlerimizi dışarıdan bir başkasının veya başka bir şeyin yol
açtığı problemler olarak görmekten kendi eylemlerimizin yaşadığımız problemleri
nasıl yarattığını görmeye yönelen bir zihniyet değişikliğine geçeriz. Ancak bu
değişiklikle insanlar kendi gerçeklerini nasıl yaratacaklarını keşfedeceklerdir,
nasıl değiştirebileceklerini de… Unutulmamalıdır ki, hiçbir operasyon, küçük
bir iyileştirme yapılamayacak kadar mükemmel değildir!
25 Ocak 2016 Pazartesi
18 Eylül 2015 Cuma
YÖNETİM SİSTEMLERİNDE İÇ DENETİMİN ÖNEMİ
“İyileştirme
için başlangıç noktası, buna olan gereksinimi fark etmektir.” Imai
Kalite kavramı günümüzde yaşamın her aşamasında
kullanılmaktadır. Kalite, müşteri ihtiyaçlarıyla el ele koşan bir hedef haline
gelmiştir. Bu olgu, keşfetme olgusunu da beraberinde getirmiş, kişi ve
kuruluşları daima yeni arayışlara yöneltmiş, sonuç olarak kuruluşlardaki her
şeyin kaliteli olması anlamına gelen Toplam Kalite Yönetiminin önemi artmıştır.
İç denetim, Toplam Kalite Yönetiminin
iyileştirmeye açık alanlarının saptanmasında kullanılan araçlarından biridir. İç
denetim, tüm faaliyetlerin ve sonuçların planlanan düzenlemelere uyup
uymadığının, bu düzenlemelerin amaca ulaşmak için uygun olup olmadığının,
etkin olarak uygulanıp uygulanmadığının, dokümanlara ve beyanlara dayanılarak incelenmesi
ve raporlanmasıdır. Kurumun faaliyetlerine değer katmak amacını güden sistematik,
disiplinli ve objektif bir faaliyettir.
Denetim
teftişten farklı bir bakış açısı ve yaklaşım gerektirir. Denetim, salt
sorgulayıcı yaklaşımla yapılmaz. Denetimde amaç, tek taraflı bir duyuru/ileti
olsa idi, bu iş yazı ile de yapılır ve denetçiye gerek kalmazdı. Oysa denetim
çift taraflı bir iletişimdir.
Neden İç Denetimler Yapılır?
- Yönetime
araç olması, tarafsız değerlendirme esası ile gerçek verilerin
sağlanmasına yardımcı olur.
- Toplam Kalite Yönetim Sisteminin uygun olmayan noktalarının tespiti ve düzeltici-önleyici faaliyetlerin geliştirilmesi kadar, sistemin uygun ve etkin unsurlarının da tespit edilmesi için objektif değerlendirme sağlar.
- Kuruluşun
hedeflerine ulaşmasına yardımcı olur. Faaliyetlerin önceliklendirilmesini
sağlar.
- Ürünlerin
kullanıma uygun ve kullanıcı için güvenli olduğu konusunda güvence sağlar.
- Sistem
yayılımının istenen seviyede gerçekleşme durumunun değerlendirilmesini
sağlar.
- TKY
sisteminin statüsü, prosedürleri, metotlar ve eğitim imkanları hakkında
önyargılı düşünceleri düzeltir. Dokümanların yeterliliği ve takibi
konusunda güvence sağlar.
- İletişimi
güçlendirir.
- Çalışanların
uyguladıkları faaliyetler ile ilgili sorumluluklarının geliştirilmesine
yardımcı olur.
Denetim
esnasında organizasyonda, işlerin daha verimli ve etkin bir şekilde yapılması
amacı ile yoğun bir inceleme yapılır. Denetimde verimlilik çok önemli ve
önceliklidir. Verimliliği etkileyen pek çok unsur vardır.
Denetimde İletişimin Etkinliğini
Artıran Davranışlar
Gözlem,
ilgi ve odaklanma, netlik, dürüstlük, tarafsızlık, güvenilirlik, nesnel
davranış, yeterlilik, iyi bir dinleyici olma, empati yapma, karşı tarafın duygu
ve düşüncelerini anlama…
Denetim
esnasında taraflar, karşısındakinin sözel ve sözsüz tüm tavır ve davranışlarını
gözlemler. İletişimde bulunduğu kişiye odaklanarak, karşısındaki kişi
konuşurken başka bir işle meşgul olmadan, onu gerçekten dinler, anlamaya çalışır.
İletişimde,
istenen şeyi, aktarılmak istenen bilgiyi açık, tam ve sade olarak iletmek
gerekir. Denetimde denetçi çalışana konuyu tekrar ettirerek, özetleyerek
iletiyi netleştirir.
İç
denetçiler, denetledikleri süreçten bağımsız, yeterli mesleki bilgi ve tecrübeye
sahip, çalışmalarında gereken mesleki özeni gösteren, zamanını etkin
kullanabilen kişilerdir. Denetçiler,
kendi aralarında ve kurum içinde iyi ilişkileri ve işbirliğini geliştirecek
biçimde davranırlar. İşlerini yürütürken ve denetlenen bölüm personeliyle
ilişkilerini sürdürürken yüksek standartlı davranış biçimlerine (açık ve içten
davranış gibi) bağlı kalırlar.
Denetçi
aynı zamanda bir lider, yol gösterici ve danışmandır. Denetçi, gelişinden
ayrılışına dek olan tüm davranışlarında tarafsız ve objektif olduğu, amacının
çalışana yardım etmek olduğu duygu ve düşüncesini yaratmalıdır.
Denetimde İletişimin Etkinliğini
Azaltan Davranışlar
Anlatım
yetersizliği, güvensizlik, öğüt verme, reddetme, önemsememe, savunma, sempati…
Denetim
esnasında taraflar, olabildiğince güncel kelimelerle konuşmak zorundadır. İletişimde
amaç sanat/edebiyat yapmak değildir. Edebiyat yapma kaygısı bulunan bir ortamda
iyi bir iletişimden bahsedilemez.
İletişimi
olumsuz etkileyen davranışlardan bir diğeri de,
tarafların birbirini önemsemeyen bir tavır ve davranış içinde olması
veya savunmaya geçmesidir. Denetimde kişi ne kendisi savunma durumuna geçmeli,
ne de karşı tarafı savunma durumuna geçirecek suçlayıcı tavır ve davranışlar sergilemelidir.
Denetimler,
her ne kadar sorumluluğunu taşıdığımız görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya
gayret göstersek de, iyileştirmeye açık noktalarımızın tespitinde bize çalışma
arkadaşlarımızın desteğini sağlar. Sürekli kendi işi ile ilgili öğrenme ve
becerileri yükseltme gayreti içinde olan çalışanlar ve ekipler, tüm
organizasyon için mükemmel bir başarı ortamı oluşturacaktır.
Mart 2009
6 Mayıs 2015 Çarşamba
STRATEJİK DURUM ANALİZİ: SWOT
Stratejik
Yönetim işletmenin uzun dönemdeki hedeflerine, sürdürülebilir rekabet üstünlüğü
sağlamasına, ortalamanın üstünde getiri elde etmesine ve nihai sonuçlara
yoğunlaşan, bilgi toplama, analiz etme, karar verme ve uygulama, gözden geçirme
ve kontrol sürecidir.
Stratejik
Yönetim Süreci
· Stratejik
Bilinç
· Stratejik
Yönlendirme ( Misyon, Vizyon, Amaç ve Hedefler)
· Stratejik
Analiz ( Dış Çevre Analizi, İç Çevre Analizi, SWOT)
· Strateji
Oluşturma
· Stratejik
Uygulama
· Stratejik
Kontrol aşamalarından oluşmaktadır.
İşletmelerin
sürdürülebilir rekabet üstünlüğü elde edebilmek için yapması gereken ilk iş mevcut
durumunu ve çevre unsurlarını inceleyerek analiz etmesidir. Bu amaçla işletme
dışı çevrenin (makro çevre ve sektör) analizi ve işletme içi çevrenin analizi
yapılarak stratejik durum belirleme matrisi hazırlanmaktadır. Günümüzde en çok
kullanılan stratejik durum belirleme matris yöntemi ise “SWOT Analizi” dir.
SWOT
Analizi Nedir?
SWOT
analizi kuruluşun, güçlü ve zayıf yönlerini belirlemekte ve dış çevreden
kaynaklanan fırsat ve tehditleri saptamakta kullanılan bir tekniktir. Amaç; iç
ve dış etkenleri dikkate alarak, var olan güçlü yönler ve fırsatlardan en üst
düzeyde yararlanacak, tehditlerin ve zayıf yanların etkisini en aza indirecek
plan ve stratejiler geliştirmektir.
SWOT
Analizi, pozisyonları ve uzmanlıkları
gereği işletme ve içinde bulundukları çevre ile ilgili bilgilere sahip olan
kişiler tarafından yapılmaktadır.
SWOT
Analizi’ nde
} İşletmenin dış çevresindeki unsurların incelenmesi
sonucunda işletme için fırsat ve tehditler,
} İşletmenin iç çevresindeki unsurların incelenmesi
sonucunda ise işletmenin güçlü yönleri ve zayıf yönleri belirlenir.
İç analiz
Genellikle
kontrolümüz altında olabilen kuruluşun, sistem, kaynak, varlık ve
yeteneklerinin incelenerek güçlü ve zayıf yönlerin saptanması:
Güçlü Yönler (Strengths), işletmenin iç çevresinin analizi sonucunda
ortaya çıkartılan, üstünlük sağlayabildiği varlık ve yeteneklerini
kapsamaktadır.
Zayıflıklar (Weaknesses), işletmenin mevcut varlık
ve yetenek kapasitelerinin zayıf olduğu, iyileştirmeye gereksinim duyulan
alanları kapsamaktadır.
Dış Analiz
Genellikle
kontrolümüz dışında olan politik, ekonomik, demografik, sosyo-kültürel,
teknolojik ve sektörel çevre etkenlerinin belirlenerek fırsat ve tehditlerin
saptanması:
Fırsatlar (Opportunities), dış çevrenin analizi sonucunda işletme için olumlu
sonuçlar yaratabilecek unsurlardır.
Tehditler (Threats), fırsatların aksine işletmenin varlığını
sürdürmesine engel olabilecek veya rekabet üstünlüğünü kaybetmesine neden
olabilecek uzak veya yakın çevredeki değişimler sonucu ortaya çıkan, işletme
için arzu edilmeyen oluşumlardır.
SWOT Matrisi stratejilerin oluşturulması sürecinde
girdi olarak kullanılmaktadır:
· Güçlü
yönlerin fırsatlardan yararlanacak şekilde kullanılarak stratejiler
geliştirilmesi
· Zayıflıkları
güçlü yönlere dönüştürecek stratejiler geliştirilmesi
· Tehditlerin
güçlü yanlar ile bütünleştirilebilecek fırsatlara dönüştürülmesine yönelik
stratejiler geliştirilmesi
SWOT
analizi, güçlü olduğumuz ve büyük fırsatların yattığı alanlara odaklanmamızı
sağlar. Böylece, stratejiler geliştirilirken kurumun güçlü yönleri üzerinde yoğunlaşmak;
zayıflıkları azaltmak; kuruma yönelik tehditleri bertaraf etmenin yollarını
aramak; fırsatlardan en büyük ölçüde yararlanmaya kilitlenmek mümkün
olmaktadır.
2 Ocak 2015 Cuma
YENİLİKÇİLİK VE DEĞİŞİM
“Başarıyla
büyüyen bir organizasyonun bileşenlerinde yüksek derecede sistem ve istikrar,
az ama önemli miktarda çalkantı öğesi olmalıdır. Bu
çalkantının kaynağı yeniliktir.” Roger
La Salle
Yenilik
bugün ister bireysel, ister kurumsal, ister ulusal düzeyde düşünelim, herkesin
gündeminde olan bir konudur. Yenilikçilik, karenin dışında, planlı ve basit
düşünmeyi, bugünün ve güncel becerilerin ötesine bakmaya çalışmayı gerektirir.
Yenilikçilik
kavramı basit ve açıktır. Bir fikir üretmek ya da
yeni bir yol çizebilmek için önemli üniversitelerden önemli diplomalara ya da
pahalı eğitim sertifikalarına sahip olmanız gerekmez. Çünkü iyi bir fikri kimin
ürettiği çok da önemli değildir.
Elbette
ki, yenilikçilik sadece yeni bir fikir üretilmesi değildir. Asıl önemli nokta,
fikrin uygulamaya geçirilmesidir. Tarihteki en büyük keşifler şaşırtıcı
derecede basit ve açıktır. Ancak, kabul etmek gerekir ki, açık olan bir şeyi
bile ortaya çıkarmak emeğe, üzerinde çalışmaya ve belki de en önemlisi
gerçekten istekli olmaya gereksinim duyar.
Peki,
bizi harekete geçirerek, birdenbire yenilikçi kılacak olan şeyler neler
olabilir? Harekete geçmemizi sağlayan çağrılar neler olabilir?
Bir
ürünün, şirketin fırsatlarını genişletmek için üretilen fikirleri tohumlara
benzetebiliriz. Bildiğiniz gibi, tohumlar bir bitkiyi oluşturan temel
maddelerdir. Yeni düşünceyi ve değer katacak yenilikleri harekete geçirebilmek
için tohumlar serpilmesi gerekir.
İlk
tohum; değişimdir. Yeniliğin ilk, tam ve doğru anlamı budur. Değer katacak
değişiklikler yapmak, değer katmayan tüm aktivite ve operasyonları elimine
etmektir.
İkinci
tohum; aksesuarlardır. Ürünlere, değer katacak yeni şeyler eklenmesidir.
Halihazırda müşteri taleplerine uygun üretilen ürünlere beklentileri aşan,
tatmini artıran sürpriz unsurların eklenmesidir. Aksesuar sunmak, yeni
müşterilere olduğu kadar, mevcut müşterilere de fazladan satış yapma
girişimidir.
Üçüncü
tohum; tamamlayıcılıktır. Ürünleri satın alan insanların ruh halini düşünerek,
bu ruh halinin bilincinde olarak aynı alanda ek ürünler sunmaktır.
Dördüncü
tohum; genişletmektir. Sahip olduğumuz kaynakların etkin kullanılması ile
fırsatları en üst seviyeye çıkarmanın yollarını aramaktır.
Kaynak:
Yeniyi
Düşünmek, Roger La Salle, Kalder Yayınları,2007 Kasım
5 Haziran 2014 Perşembe
13 Mayıs 2014 Salı
SİNERJİK YÖNETİM
Yönetim anlayışının beş temel boyut üzerine inşa edildiğini söylemek mümkündür. Bunlar; Kalite, Strateji, İnsan, Bilgi ve Sinerjidir.
Kalite, organizasyonda liderlik, sistem ve ürün
kalitesinin bir arada sürekli olarak geliştirilmesini; strateji, organizasyonun
amaçlarına ulaşabilmesi için etkili stratejiler geliştirmesini, planlanmasını,
uygulanmasını ve kontrolünü ifade eder. “İnsan” ve “bilgi” boyutunun en iyi
şekilde nasıl yönetilebileceği İnsan Kaynakları Yönetimi ve Bilgi Yönetimi alanı
ile irdelenmektedir.
Sinerji; bütünün, parçalarının toplamından daha
fazla olması anlamında kullanılan ve organizasyondaki başta liderlik olmak
üzere tüm kaynakların ortak bir amaca yöneltilmesini ifade eden bir kavramdır.
Örneğin, organizasyonda kalite bölümünde çalışan mühendis ile üretim, satış ve
pazarlama süreçlerinde görevli kimselerin aynı ekip çalışması içerisinde yer
alması organizasyonun başarısını etkileyecek yeni fikirler ve uygulamaları
gündeme getirecektir.
Sinerjik yönetimin temelini ekip çalışması
oluşturmaktadır. Organizasyonda sinerjik yönetim anlayışının kurumsallaştırılması
için ekip çalışması özenli bir şekilde
düzenlendiği takdirde elde edilecek kazanımlar son derece fazladır.
Ekip
çalışmasında dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:
- Vizyon: Organizasyonun geleceği ile ilgili uzun dönemi esas alan bir bakış açısını benimsemek ve uygulamak
- Müşteri İlişkileri Yönetimi: Müşterilerin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak ürün ve hizmetler sunmak; daha iyi ve kaliteli hizmet sunulması için kararlı olmak
- Liderlik: Organizasyonun başarıya ulaşması için çalışanları motive etmek ve etkin bir şekilde yönetmek; yönetimde dürüstlük, güven, açıklık, işbirliği ve saygıyı tesis etmek
- Teknik yeterlilik: Teknik ve uzmanlık isteyen alanlarda yeterli teknik bilgiye ve personele sahip olmak
- Teknoloji yönetimi: Organizasyonda modern teknolojik araçlardan istifade etmek
- Yazılı iletişim: Organizasyonla ilgili gerçekleri ve bilgileri düzenli ve sistematik bir şekilde yazılı olarak çalışanlara ulaştırmak
- Sözlü iletişim: Organizasyonla ilgili gerçekleri ve bilgileri çalışanlarla paylaşmak; onları dinlemek, görüş ve önerilerinden istifade etmek
- Problem çözme: Organizasyonda problemleri teşhis ve analiz etmek ve en iyi çözümleri bulma konusunda çaba sarf etmek
- Kişilerin yeteneklerinden istifade etme: Organizasyonda çalışanların yeteneklerine en uygun işte istihdam edilmelerini sağlamak
- Esneklik: Yeni bilgilere ve değişime açık olmak; beklenmeyen gelişmelere uyum gösterebilmek, yenilikçi düşünceye önem vermek
- Karar verme gücü: Organizasyon amaçlarını gerçekleştirmek için doğru kararlar almak; alınan kararların etkilerini süratle değerlendirmek
- Dış çevreden haberdar olma: Organizasyon dışındaki atmosfer ve iklimden haberdar olmak; organizasyonu etkileyecek sosyal ve ekonomik trendleri izlemek
- Sonuçları birlikte izleme ve değerlendirme: Organizasyon içerisinde bütünlüğü sağlamak için iç kontrol mekanizmalarını oluşturmak.
Organizasyonda sinerjik yönetimi tesis etmek için en
başta, organizasyonda tüm çalışanların güven, açıklık ve dürüstlük ilkeleri
çerçevesinde davranmaları; daha iyi ve mükemmele birlikte ulaşma konusunda
kararlı olmaları ve birlikte çalışmanın daha büyük bir enerji ve güç
sağlayacağına inanmaları gereklidir.
Bir kez daha altını çizmek gerekirse, sinerji bir
ekibi hareket ettiren enerjidir. Sinerjik yönetim, organizasyonda yüksek
performans için tüm faktörlerin bir arada kullanılması ve ortak bir enerjiye
dönüştürülmesi demektir. Sinerjiyi günümüzde belki de en iyi açıklayan deyim
şudur: “Bir zincirin gücü, o zincirin en zayıf halkasının gücüne eşittir.”
Zincirin tek tek parçalarının taşımayacağı veya kaldıramayacağı yükü zincir
bütün olarak yapabilmektedir. İşte bu güç “sinerji” dir.
Serap Turan
Kasım 2008
4 Mart 2014 Salı
6 Şubat 2014 Perşembe
20 Haziran 2012 Çarşamba
Performansın Ödüllendirilmesi
Kötü sonuçlar elde
etmek istemiyorsanız, iyi yapılan işleri övmeli, yapanları da ödüllendirmelisiniz.
TAKDİR
EDİLEN, ÖDÜLLENDİRİLEN ya da pekiştirilen davranışlar tekrarlanır. Eğer birisi
iyi bir iş yapıyorsa ve siz onun iyi çalışmaya devam etmesini istiyorsanız bu
şekilde davranmak sizin yararınızadır. Oysa pek çok yönetici, “Bu işi yapmaları için onlara para ödüyorum;
iyi bir iş yaptıklarını söylememe ne gerek var ki?” diye düşünür. Bazı
yöneticiler de insanlara çalışmaları hakkında olumlu bir şeyler söylemenin
onları şımartacağını ve eskisi gibi gayret göstermeyeceklerini düşünürler.
İnsanların yaklaşık yüzde 5'i için bu doğrudur. Kalan yüzde 95 içinse, olumlu
pekiştirme daha yüksek bir standart için çaba göstermelerini, kendilerini
takdir eden kişiyi hayal kırıklığına uğratmaktan çekinmelerini sağlar.
Tembelleri ayıklayın ama yıldızlarınızı cezalandırmayın!
Aşağıda olumlu
pekiştirmenin 12 temel ilkesini bulacaksınız:
1. Olumlu
pekiştirme performansın fark edilmesinden sonra olabildiğince kısa süre
içinde yapılmalıdır. Gecikmiş
sonuçların etkisi olmaz. "İnsanların sırtını alınlarının teri
kurumadan sıvazlayın.”
2. Olumlu pekiştirme veren değil alan için
önemli olmalıdır. Takdirleriniz
karşınızdaki kişi için bir anlam ifade etmiyorsa etkili olmayacaktır. Onun için
çalışanlarınızın nelere önem verdiklerini bilin ki mesajınız hedefini bulsun.
3. Olumlu pekiştirme sözel olabileceği gibi
maddi unsurlar da içerebilir. Her
bir durumda hangisinin daha iyi olacağını bilmeniz gerekir.
4. Olumlu
pekiştirme olabildiğince spesifik olmalıdır.
"Geçtiğimiz ay iyi çalıştın" şeklinde genel bir ifade
kullanmak yerine, "Geçtiğimiz ay
demo sayını artırarak çok iyi bir iş yaptın. Sayende çok iyi bir ay
yaşadık" demek daha etkileyicidir.
5. Küçük düşünün. Olumlu pekiştirme
vermek için olağanüstü bir performans gösterilmesini beklemeyin. Çok sayıda
küçük işi iyi yapmak da üstün bir performans demektir.
6. Takdir edilen kişiler başkalarını takdir
etmeyi bilir. Olumlu
pekiştirme davranışı bulaşıcıdır. Siz bir lider olarak çalışanlarınıza örnek
olursanız, iş arkadaşlarının zincirleme birbirlerinin sırtını sıvazlamalarını
sağlayabilirsiniz.
7. Olumlu pekiştirme içten olmalıdır. Bir insanı hak etmediği
şekilde övmeyin. Bunu yaparsanız hem davranışınızın etkisi ucuzlar hem de
karşınızdaki insan kendisini her konuda haklı görmeye başlayabilir.
8. Küçük ölçekli ilerlemeleri de ödüllendirin. Doğru yöndeki ilerlemeleri
fark edin. Bu, başarısızlığı takdir etmek değildir. Eskisine göre gerçekten
daha iyi olan performansı ödüllendirmektir.
9. Çalışanlarınızla birlikte siperlerde daha
fazla zaman geçirin. Ofisinizden
çıkmazsanız çalışanlarınızı gerektiği gibi takdir etmekte zorlanırsınız.
10. İyi performansı takdir etmediğiniz
zaman insanların şevkini istemeden kıracağınızı bilin. Bu durumda insanlar yaptıklarının önemli olmadığını ya da beğenilmediğini
düşünürler.
11. Ödemeleri zamanında yapın. Prim ya da ödülleri anında
vermek; komisyon çeklerini hemen vermek; puanları derhal güncellemek olumlu pekiştirme biçimleridir. Bunlar çalışanların bir sonraki başarı için
hazırlanmaya başlamalarını sağlar.
12. Olumlu pekiştirmenin en iyi biçimi kişisel
olandır. Ancak
eğer buna olanak yoksa telefonla, elektronik postayla kişiyi kutlamak; hiçbir
şey yapmamaktan daha iyidir.
Dave Anderson
19 Haziran 2012 Salı
Meşhur
bir hatip konusmasina 100 dolarlık bir banknotu elinde tutarak basladı.
200 kisilik salonda: "Bu 100 dolarlik banknotu kim ister?" diye sordu.
Salonda eller tek tek havaya kalkmaya basladi.
"Tamam bu 100 dolari Icinizden birine vereceğim, ama once lutfen izin verin bir şey yapayim" dedi ve banknotu burusturmaya basladı.
Tekrar sordu: "Hala kim istiyor?"
Salonda ayni eller havaya kalkti.
"Pekala, sunu yaparsam ne olacak bakalim?" dedi.
Banknotu yere atti ve ayakkabisinin altinda ezmeye başladı. Bir süre sonra eğildi ve parayı aldı. Banknot kirli ve buruş buruş olmuştu.
"Hala isteyen var mi?" diye sordu.
Salonda eller tekrar havaya kalkti.
"Arkadaşlar, sanırım hepiniz çok önemli bir ders öğrendiniz. Paraya ne yaparsam yapayim siz hala onu istemeye devam ettiniz, çünkü biliyordunuz ki bu banknot değerinden bir sey kaybetmedi. Hala 100 dolar değerinde bir banknot!"
İşte bunun gibi hayatınızda çok defalar verdiğimiz kararlar yüzünden ya da karşı karşıya geldiğimiz durumlar yüzünden yere düşeriz, üstümüz başımız kirlenir, çamur oluruz. Ama başımıza gelenler ya da gelecekler, ne olursa olsun değerimizi asla kaybetmeyiz...
200 kisilik salonda: "Bu 100 dolarlik banknotu kim ister?" diye sordu.
Salonda eller tek tek havaya kalkmaya basladi.
"Tamam bu 100 dolari Icinizden birine vereceğim, ama once lutfen izin verin bir şey yapayim" dedi ve banknotu burusturmaya basladı.
Tekrar sordu: "Hala kim istiyor?"
Salonda ayni eller havaya kalkti.
"Pekala, sunu yaparsam ne olacak bakalim?" dedi.
Banknotu yere atti ve ayakkabisinin altinda ezmeye başladı. Bir süre sonra eğildi ve parayı aldı. Banknot kirli ve buruş buruş olmuştu.
"Hala isteyen var mi?" diye sordu.
Salonda eller tekrar havaya kalkti.
"Arkadaşlar, sanırım hepiniz çok önemli bir ders öğrendiniz. Paraya ne yaparsam yapayim siz hala onu istemeye devam ettiniz, çünkü biliyordunuz ki bu banknot değerinden bir sey kaybetmedi. Hala 100 dolar değerinde bir banknot!"
İşte bunun gibi hayatınızda çok defalar verdiğimiz kararlar yüzünden ya da karşı karşıya geldiğimiz durumlar yüzünden yere düşeriz, üstümüz başımız kirlenir, çamur oluruz. Ama başımıza gelenler ya da gelecekler, ne olursa olsun değerimizi asla kaybetmeyiz...
18 Haziran 2012 Pazartesi
HİÇBİRİMİZ HEPİMİZ KADAR AKILLI DEĞİLİZ!
Gelişim hızı her geçen gün artan
günümüz koşullarında, kuruluşlar nerede olduklarını, nereye nasıl varmak
istediklerini saptayıp, geleceği belirlemek zorundadır. Kuruluş planlaması, yeniliklerin uygulanması
için güçlü bir araçtır ve organizasyonlar artık bu gücün farkına vararak güçlü
bir planlama fonksiyonuna sahip olmaları gereğine inanmaktadırlar. Planlama
sadece gelecekteki olayların tahmini ve buna göre nasıl hareket edileceğini
şimdiden düşünmek demek değildir. Sistemli bir biçimde bugünden alınan
kararlarla amaçlanan geleceğe varma çabasıdır.
Planlama, kuruluşa akla uygun ve
geçerli bir amaç, dolayısıyla bu amaç etrafında çabaların yoğunlaştırılmasını
ve yönetilmesini sağlar. Planlama sürecinde tüm çalışanlar plan hazırlanması ve
yürütülmesine katkıda bulunur ve bireysel çalışmalarını plan perspektifi içinde
değerlendirerek, kuruluş amaç ve hedefleri ile özdeşleştirirler. Plan
çalışmalarının bu niteliği, çeşitli düzeylerde yürütülen çalışmalar arasında
koordinasyon sağladığı gibi, bilinç ortamıyla da bireyleri yönetime katarak,
kuruluşa büyük bir güç kazandırır.
Liderlerin zaman yönetimi ile
ilgili çok bilinen bir gerçek vardır: “Planlama yapmak ve birlikte çalıştığınız
insanlarla doğrudan ilgilenmek için zamanınızın yüzde 10’nunu ayıramıyorsanız,
ürettikleri problemleri çözmek için giderek daha çok zaman ayırmak zorunda
kalırsınız.”
Planlama önemlidir, çünkü bir
işletmede ne kadar az sorun varsa, o kadar iyi planlama yapılmış demektir. Her
insanın günlük yaşantısında karşılaştığı çeşitli problemler vardır. Üstelik
gerçek hayatta karşılaştığımız problemler, öğrenim hayatımız boyunca bize
öğretilen, tek bir doğru cevaba odaklanmış, iyi ifade edilmiş, tecrübelerden
uzak problemlere hiç benzemez. Gerçek hayattaki problemlerin her zaman tek ve
doğru cevabı yoktur.
Problemleri çözmek için
“düşünmek” temel koşuldur. Oysa problem çözme sürecimizin çoğu bilinçsiz bir
şekilde gelişir. Problemlerle her an karşı karşıya olduğumuzdan onlar üzerinde
uzun uzun düşünmeye onları analiz etmeye gerek duymayız. Genelde sürekli
karşılaştırdığımız problemler için basit çözümler geliştiririz. Bazen
bulduğumuz çözümler problemi sona erdirmek bir yana yeni problemlere zemin
hazırlar. Neyi, neden yaptığımıza, nasıl
yaptığımıza dikkat etmeden adeta otomatik davranışlarla hareket ederiz ve
hareketlerimizi de çoğu zaman sorgulamayız. Bunun sonucunda problemlerimizi az
çok halledecek yüzlerce alışkanlık geliştiririz ve onlarla yetinmeye çalışırız.
Yeterince özen gösterip
çalıştığımızda ortaya çıkan çözümlerin yanında bu saydıklarımız etkisiz ve
zayıf bir takım alışkanlıklar olarak kalmaktadırlar. Önemli olan çözümün doğru
ya da yanlış olması değil, problem için uygun olup olmamasıdır. Bu ise tek başına
başarılamaz. Problemin çözülebilmesi için ortamın ve ekibin uygunluğu önem
taşıyor.
Başarı artık yalnızca bireysel
özelliklere değil, aynı zamanda çalışma arkadaşlarının özelliklerine, uyumuna
bağlı. Kuruluşun bütün aşamalarında önemli rol üstlenecek ekibin, amaca uygun
bir yapıda olması, yapılacak çalışmaların başarısı için kritik bir öneme
sahiptir.
Ekip üyeleri;
- Birbirine güvenmeli ve
birlikte çalışmanın gücüne inanmalı
- Ortak bir amaca inanmalı ve
bu amacı gerçekleştirme yolunda istekli olmalı
- Takım çalışması için konuyla
ilgili ve yetkin kişileri bir araya getirmeli ve ortak aklı kullanmalı
- Çözüm odaklı ve aktif
katılımcı olmalı
- Diğer ekip üyelerinin
fikirlerine karşı yapıcı bir yaklaşım içinde olmalı
- Problemi tüm yönleriyle
teşhis edip ona odaklanmalı
- Haklı çıkmak değil, doğruyu
bulmak için gayret göstermeli
- Geçici çözümlerle günü
kurtarmak için değil, sorunun özüne inerek kalıcı çözümler bulmaya çalışmalıdır.
Hiçbir yöntem sorunları bizim
yerimize çözemez. Herkes kendi karar ve faaliyetlerinin sorumluluğunu taşımak
zorundadır. Karşılaştığınız sorunu sadece eleştirirseniz sorun iki katına
çıkar. Sadece sorunu düşünmekle yetinirseniz sorun yerinde sayar. Soruna çözüm
bulursanız sorun, sorun olmaktan çıkar.
Unutmayalım ki, hiçbirimiz
hepimiz kadar akıllı değiliz!
Eylül 2008
Eylül 2008
MÜKEMMELLİĞİN ÖZÜ
Kuruluş
stratejileri belirlenirken ve stratejilerin gerçekleştirilmesi yönünde
faaliyetler planlanırken kritik önem taşıyan bir konu vardır: Elimizde ne var?
Genel resmimiz nasıl? Biz neleri iyi yapıyoruz? Geliştirmemiz gereken
noktalarımız nelerdir? Gelecekte bize fırsat sağlayabilecek ya da tehdit
oluşturabilecek neler olabilir?
Bu
aşamada bize, Mükemmellik Modelini benimseyerek uyguladığımız özdeğerlendirme
geniş kapsamlı bir harita sunmaktadır. EFQM Modelinin “girdiler” bölümünde yer alan
beş kriter neyi nasıl yaptığımızı ve gelecekteki rotamızı, “Sonuçlar”
bölümündeki dört kriter ise neleri başardığımızı değerlendirmemizi
sağlamaktadır.
Özdeğerlendirme
EFQM Modelinin “Mükemmelliğin Özü”
nü oluşturan şu temel kavramlarına dayanarak yapılır:
Mükemmel
kuruluşlar;
- Müşteri odaklılık
kültürü içinde sürdürülebilir müşteri değeri
yaratırlar.
- Amacın
tutarlılığı ile eşleştirilmiş vizyoner ve esinlendirici liderlik
anlayışını benimserler.
- Kuruluşu
birbiri ile bağımlı ve ilişkili bir dizi sistem, süreç ve verilerle
yönetirler.
- Çalışanların
katkısını onların gelişimi ve katılımı ile en yüksek düzeye çıkarırlar.
- Yenilikleri
ve iyileştirme fırsatlarını oluşturmak üzere öğrenmeyi kullanarak değişimi
gerçekleştirirler.
- Değer
katan işbirliklerinin geliştirilmesini ve sürdürülmesini sağlarlar.
- Kuruluşun içinde faaliyet
gösterdiği minimum çerçeveyi aşmaya ve toplumda yer alan paydaşlarının
beklentilerini anlamaya ve onlara karşılık vermeye uğraşırlar.
- Kuruluşun
tüm paydaşlarını memnun edecek sonuçları elde ederler.
- Vizyonu ve misyonu
gerçekleştirirler ve mükemmellik kültürü doğrultusunda örnek olurlar.
- Kalıcı
başarı için gerekli kurumsal değerleri ve sistemleri geliştirir ve bunları
davranışları ile hayata geçirirler.
- Kendi
liderlik davranışlarının etkinliğini gözden geçirir ve iyileştirirler.
- İyileştirme
çalışmaları içinde aktif rol alırlar, çalışanlarına da sürekli öğrenme ve
iyileştirme çalışmalarına katılma, birlikte çalışmayı özendirme konusunda
önderlik eder, cesaretlendirirler.
- Süreçlerin
net olarak sahiplenmesini sağlarlar.
- Paydaşları
birey ve ekip olarak işe yaptıkları katkı ya da bağlılıkları nedeniyle
takdir ederler.
- Kuruluşun
politika ve stratejisini, planlarını, amaçlarını ve hedeflerini
çalışanlarına kişisel olarak iletirler.
- Kurumsal
değişim ihtiyacını belirler ve değişime öncülük ederler.
- Paydaş
odaklı stratejiler geliştirerek misyon ve vizyonunu hayata geçirirler.
- Politika
ve stratejiler oluşturur, gözden geçirir ve güncellerler.
- Kuruluşun
stratejilerinin işbirliği yapılan kuruluşların stratejileriyle uyumunu
sağlarlar.
- Çalışanlarının
bilgi ve birikimlerini ve tüm potansiyellerini, kuruluşun bütününde
yönetir ve özgürce kullanmalarını sağlarlar.
- Tüm
çalışanlarına adil ve eşit davranır, başarılarını takdir ederek, motive
eder ve sürekli katılımlarını sağlarlar.
- İnsan
kaynaklarına ilişkin politika, strateji ve planları iyileştirmek amacıyla
çalışanlardan geribildirim almaya yönelik yenilikçi araçlar geliştirirler.
- Bireysel
düzeyde, ekip düzeyinde ve kuruluşun bütününde öğrenme olanaklarının oluşturulması
ve katılımın özendirilmesini sağlarlar.
- Kuruluş
içi konferanslar, törenler ve toplumsal projeler yoluyla çalışanların
katılımı özendirir ve desteklerler.
- Süreçlerin
iyileştirilmesi ve müşteri-tedarikçi zincirinde katma değer yaratmak
amacıyla birlikte çalışarak sinerji yaratırlar.
- Kaynakların
ürün toplam ömrü süresince bir çevre bilinci içinde kullanılmasını
sağlarlar. Ürünlerin, üretim süreçlerinin ve hizmetlerin her türlü olumsuz
küresel etkisinin minimize edilmesini sağlarlar.
- Teknolojinin
kuruluşun politika ve stratejisini destekleyecek şekilde yönetilmesini
sağlarlar.
- Kuruluşun
bilgi birikimi geçerliliği, bütünselliği ve güvenliğinin güvence altına
alınması ve bu konuda iyileştirmeler yapılmasını sağlarlar.
- Politika
ve stratejilerini destekleyecek, paydaşları için katma değerin artmasını
sağlayacak biçimde süreçlerini tasarlar, yönetir ve yenilikçi yaklaşımlar
kullanarak iyileştirirler.
- Süreç
performans sonuçları, algılama verileri ve öğrenme faaliyetlerinden elde
edilen bilgileri, önceliklerin, hedeflerin ve çalışma yöntemlerinin
iyileştirilmesi amacıyla kullanırlar.
Yararlanılan
Kaynak: The
EFQM Excellence Model In Action/ Advice Booklet 00: Starting Out, EFQM
Publications,2000
Haziran 2008
Haziran 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Şubat 2008 İletişim; yaradılıştan bu yana olanca karmaşıklığıyla sürüp giden, formüle edilemeyen, iç içe geçmiş ve dinamik bir olgu. İnsan...
-
Tertemiz bir deniz, kuş sesleri, dinginlik, samimiyet, kısacası huzurun adresi Selimiye.. Tuhaf bir şekilde, görür görmez bizi k...
-
Sektör, büyüklük, yapı veya olgunluk düzeyinden bağımsız olarak her kuruluşun başarılı olabilmesi için uygun bir yönetim sistemi kurması ger...




.jpg)



